Türkiye Gazeteciler Federasyonu Anasayfa Tüzük Üyelik İletişim
“Kişilik hakları ve medya”

Fikret İLKİZ
Cumhuriyet Gazetesi Sorumlu Müdürü

Güncelleme tarihi: 14 Şubat 2011 Pazartesi, 12:21
En zor konulardan birisi, tabii bu kadar zor bir konuya başlamak da zor. Ama kısa bir formül, şimdi herkes bana göre gazeteci olduğunu unutsun. Hiç kimse herhangi bir basın yayın organında çalıştığını da düşünmesin. Dolayısıyla tek bir kavramdan hareketle hepimiz ayrı ayrı, hani insan olduğumuzu düşünelim. Ve insan olduğumuzu düşünmekten başlayarak da bir soru; haklarımız neler?

Gerçekten bu bölümün başlığında kişilik hakları yazılı. Şimdi kişilik hakları yazılı olduğuna göre demek ki hepimizin düşüncelerini ifade etme özgürlüğü var. Yani bir başka türlü söylersek; herkes düşünceleri ifade etme hakkına da sahip, böyle bir özgürlüğü de var. Siz bu özgürlüğü nasıl kullanırsınız? Şimdi birinci kural bu ifade etme hakkınızı kullanırken tabii ki hiç kimsenin size karışmasını istemezsiniz. Kamu makamlarının da karışmasını istemezsiniz. Veya siz ulusal sınırlara bakılmaksızın her türlü bilgiyi elde etmeyi istersiniz. Her türlü haberi de elde etmeyi istersiniz. Bu özgürlüğünüzü kullanırken de yani ifade etme hak ve özgürlüğünüzü kullanırken de bir yerde ödev ve sorumluluklarınız vardır.

Ödevleriniz nelerdir? Sorumluluklarınız nelerdir? Bir defa bu hakkı kullanırken özellikle ulusal güvenliği zedelememeniz gerekir, kamu düzenini bozmamanız gerekir, ülke bütünlüğünü bozmamanız gerekir, suç işlemeyi teşvik ve tahrik etmemeniz gerekir. Dışında genel ahlakın korunması konusunda özenli olmanız gerekir, bir de başkalarının şeref ve haklarına veya kişilik haklarına tecavüz etmemek gerekir. Bütün ülkelerin üzerinde anlaştıkları bir konudur. Şimdi başka türlü söylemek gerekirse, bu bizim ülkemizde 10 Mart 1954 tarihinden beri kanundur, bir yasadır. Kaynağı da Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'dir. Bu sözleşme Meclis tarafından onandığı için de iç hukuk mevzuatımızda kanundur. Doğrudan kişi olarak haklarınızı, özgürlüklerinizi, yani temel özgürlüklerinizden sayılan ifade ve düşünce özgürlüğü bakımından hakkınız olan bu hakkı böyle kullanacaksınız.

Bu hakkı böyle kullanmak zorundayım. O zaman bizdeki hukuki tanımı ile acaba kişilik hakkı nedir diye bakıldığında üç ayrı alanla karşılaşırsınız. Bunlardan birincisi gerçekten herkesin içinde bulunduğu ve herkesin de o anlamda diğer insanlarla beraber yaşadığı alanlar vardır. Bakın hukuk buna "kişinin ortak yaşama alanı" der. Yani bütün topluma açık olduğunuz alan sizin ortak yaşama alanınızdır. Toplumsal ilişkilerin içerisinde olursunuz, gizli herhangi bir yönü de yoktur. Hiçbir şey bu ortak yaşam alan içerisinde bir üçüncü kişi için sır niteliğini taşımaz. İkincisi, yani hukukun söylediği ikinci alan ise özel yaşamdır.

Sürekli karıştırılan tanım anlamında özel yaşam nedir diye bakılırsa kısaca çevreniz ve bilinen örneğin aile yaşamınız, iş çevreniz, arkadaşlarınız ve dostlarınızla birlikte olduğunuz alandır. Örneğin buraya üçüncü kişiler girer. Bakın, benim özel yaşamım bakımından şu an sizlerle beraber olduğum için bu beraberlik içerisinde özel yaşamımda, şu an örneğin konuşmamla, fikirlerimle, sizinle özel yaşamımda ortak bir alan içerisinde bulunuyorum. Bir üçüncü alan daha vardır. Hukukta bunu bir başka türlü tarif ederler, o da, baktık ki kişinin gizli yaşam alanıdır. Başka türlü söylemek gerekirse, yalnız kalma hakkınızı kullandığınız alan, sizin için gizli yaşamınızı oluşturur. Benim için de gizli yaşam odur, başkalarından saklı tutarım. Ama bazen izin veririm, gizli yaşamımda olup bitenleri öğrenmenizi sağlarım. Ben izin verirsem öğrenebilirsiniz. Dolayısıyla o aşamada da kendi özel yaşamımda gizli, yalnız kalma hakkımı kullanmadığım alan da doğrudan doğruya hepimiz için ortak yaşam alanı haline gelir.

Şimdi kişi olarak bu haklara sahip olduğunuza göre o zaman bırakın kişi olmayı ve başka bir alana geçelim. Yani hepiniz gazetecisiniz -ben bulunduğum konu bakımından hukukçu olduğum için söylüyorum- örneğin sizin yaptığınız haberlere bakarak, sizin yazdığınız eleştiri yazılarına bakarak, ve biraz önce açıklamaya çalıştığım insan olarak sahip olunan haklar kavramındaki alanları yan yana getirerek acaba yazdığınız haberler hukuka uygun mu? Acaba yazdığınız haberle biraz önce çizmeye çalıştığım bu ortak yaşam alanlarından birisine girip tecavüz ediyor musunuz, etmiyor musunuza bakmak lazım. Yargıya veya mahkemelere, veya hukuken bu konudaki ilkelere yazdığınız haberler, yorumlar veya medyadaki kullandığınız bütün kitle iletişim araçlarıyla insanlara aktardığınız olaylar mahkeme önüne geldiği zaman, yargıcın önüne geldiği zaman, dört unsura bakar. Bakın bunlar çok basit formüllerdir.

1- Haber diyelim, eleştiri için de aynı şey geçerlidir. Haber gerçek olacaktır.

2- Yazdığınız haber güncel olacaktır.

3- Kamuoyunun ilgi alanı içerisinde bulunacaktır. Başka türlü söylemek gerekirse, bunun yayınlanmasında toplum bakımından belirli bir ilgi alanı oluşması gerekir.

4- En zor olan kural, ifade biçiminiz ile anlattığınız olay birbirine uygun olacaktır. Hangi konuyu aktarmak istiyorsanız, amacınız ne ise uygun araç kullanacaksınız. Yani eleştiri yaptığınız sırada kullandığınız dil eleştirdiğiniz olaya uygun olması gerekir. O zaman gazeteci olarak ve gazeteci iken insan haklarından en önemlilerinden olan ifade ve düşünce özgürlüğü hakkınızı unutmadan, kendiniz için istediğinizi başka birisi için bir kural anlamında acaba gerçeklik ne?

Bakın gerçeklik bildiğiniz anlamdaki gerçek değildir. Ama asıl gerçek haberleri ve eleştirilerde gerçekliği kullanmak gerekince birkaç tane -izin verirseniz- örnek göstereyim. Bu haber doğru değildir, diye dava açmışlar. "Yazdığınız haberler gerçeklere uymuyor" diye dava açmışlar. Mahkeme gerçeklik konusunda bir karar vermiş. Bakın verdiği kararda mahkeme şöyle söylüyor. Bir gazetede şöyle bir haber yayınlanmış; "Sahte kimlikle yakalandı, arkasından dinsel örgüt çıktı. Ankara`da yakalanan dokuz Kişinin Mesih İmamlar Örgütü'ne mensup oldukları, ayrıca çeşitli soygun, gasp ve hırsızlık olaylarına karıştığı belirlendi". Haber bu kadar. Sözü edilen kişiler dava açtığı zaman hakim, "bunları böyle yazdığınıza göre, yani o kişinin soygun, gasp, hırsızlık olayına karıştığını söylediğinize göre, böyle bir dinsel örgüt olduğuna göre, bu doğru mudur?" diye sormuş, araştırmalar yapılmış ve doğru olmadığı anlaşılmış. O zaman mahkeme de demiş ki, "Habere, hukuka uygun kılan nedenlerin dışında, haberin gerçeklere uygun olması girer. Ama yapılan araştırma sonucunda bu gerçeklik ispatlanamadığı için, bu gerçeklik kanıtlanamadığından dolayı yazdığınız haber gerçeklere uygun değildir, artı bu kişi için soyguna karışmıştır, gaspa karışmıştır derseniz hatadır" şeklinde -hani o sevmediğiniz biçimiyle- gazeteci hakkında mahkumiyet kararı verilmiştir.

Başka bir örnek. Ama tabii bu örnek aslında hoş bir örnek. Hani suistimallerin üzerine gidiyor, gazeteci gidiyor. Hani o suistimallerin üzerine gittiği zaman da suç işleyenleri ortaya çıkartıyor, hatta suç işleyenleri ortaya çıkarttığı zaman da çok başarılı bir iş yaparak bunu bütün topluma anlatıyor, "Bakın bunlar suçludur" diye anlatıyor. Gerçeklikle beraber, hani bir de dördüncü unsur var ya. Yani amacınız, örneğin soygunu, talanı, gaspı, topluma kötü olanları ortaya çıkarmak olduğuna göre, bir, haberiniz gerçek olacaktır, ifade ederken de ifadenize dikkat etmeniz gerekir kuralı.

Şimdi adı yazılmış olduğu için mahkemenin yine verdiği kararı hepinize sunmak istiyorum. Davalı televizyonun ana haber bülteni içinde K. belediyesiyle ilgili olarak yayınlanan haberde şöyle deniyor, "Bir dilim ekmek için yaşam savaşı veren masum vatandaşlarımızın tapulu evlerine göz diken ve kirli emellerine ulaşıp bu yerleri yakınlarına peşkeş çeken lağım fareleri(!) olaya el koyduğumda pisliklerini kapatmak için rüşvet teklif etmek soysuzluğunu gösteren sülükler(!) Şimdi foyalarınızı tek tek sergiliyorum(!) Yolsuzlukları yapan soysuzları burada Türkiye`nin bir numaralı televizyonundan yayınlamaya devam edeceğim(!) Üzerine basarak söylüyorum, yolsuzluğa karışan bakan da olsa, babam da olsa, yaptıklarının hesabını verecektir(!) Star Haber. Ben Sadettin Teksoy -onun bir de işareti var-" dendikten sonra, "Dağdan gelip bağdakini kovan, insanlarımızın tapulu arsalarını ele geçirdikten sonra paraya para demeyen, daha düne kadar açlıktan nefesleri kokan sözüm ona beyefendiler, unutmayın ki hamama giren terler, sizler terlemezseniz dahi, haklarını göz göre göre yediğiniz insanlar sizi terletmesini bilecektir" ifadesi kullanılarak, davacının resmi ekranlara getirilmiş ve vatandaşların da bu konuda görüşleri alındıktan sonra son bölümünde haberi sunan spiker "devletin malı deniz, yemeyen domuz, düşüncesiyle hareket eden lağım fareleri" şeklindeki sözleri ile yayına son vermiştir. Sonra dava açılmıştır.

Şimdi açılan davada tapulu arazilere el koymak iddiası olduğuna göre o iddianın doğru olup olmadığı araştırılmıştır. Sonuç tapuda adına kayıtlı bir yer olmadığı gibi, o anlamda tapu da kayıtlı bir mahalle bulunmadığı da anlaşılmıştır. Arkasından "böyle söylüyorsunuz, ilk defa gerçeklik anlamında bir gerçek olmadığı ortaya çıkmıştır. İkincisi ise bu şekilde ifade etmiş olmakla siz insanları isimleriyle, resimleriyle televizyon ekranlarından gösterdiğiniz andan itibaren amacınıza uygun araç kullanmadığınız gibi kişilik haklarını zedelemişsinizdir" diye karar vermiştir, mahkeme gazeteci hakkında mahkumiyet hükmü ve tazminata karar vermiştir.

Başka bir haber, bu da 11 Mart 1989 günü Hürriyet gazetesinde yayınlanan bir haber.

Başlık, "Çalıntı çeklere ve çalıntı çeklerdeki vurguna suçüstü". Sahte çeklerle piyasayı dolandıran bir kişi emniyetin düzenlediği operasyon sonucunda suçüstü yakalanmıştır. Yanında bir hanım daha yakalanmıştır. Şimdi yakalanan hanımla birlikte o çalıntı çekleri elinde bulunduran kişi hakkında haber erilirken "Sahte çeklerle piyasayı dolandıran Necip adlı şahısla beraber kendisine yardımcı olan sevgilisi Emine de yakalandı" denilmiştir. Şimdi Emine, olayı dava etti. Emine, olayı dava edince mahkeme yapmış olduğu araştırma sonucunda, İzmir Cumhuriyet Savcılığı'nın Emine hakkında takipsizlik kararı verdiğini öğrendi. Bunun dışında Emine'nin bu işe hiç karışmadığını da belirledi. Ama Emine, belediyede çalışan bir devlet memuruydu. Emine, davada haklı çıktı, Emine o davada haklı çıkmasına rağmen devlet memuru olarak kakkında yapılan soruşturma nedeniyle, sadece hakkında böyle bir haber yayınlandığından dolayı işine son verildi. Şimdi temel insan hakları çerçevesinde sizin için böyle bir şey yapıldığı zaman hangi tepkiyi gösterirseniz aynı tepkinin gösterileceğini düşünerek, örneğin bu tür olaylardaki kişilik haklarına dikkat etme gereği zaten temel olarak insan hak ve özgürlüklerinin sonucudur diye düşünüyorum.

Ama bakın, bazen daha vahim olaylar yaşanabilir. Daha vahim olaylar bir gün benim başıma gelebilir veya sizin başınıza gelebilir. Kısa bir haber gazetede, ama vahim bir haber: "11 yaşındaki M.T. annesini bulamamış ve aranırken samanlıktan bazı sesler geldiğini duymuştur. M.T. annesi ile müstakbel eniştesini otların arasında kendilerinden geçmiş vaziyette sevişirken görmüş ve olduğu yerde donup kalmıştır. Taşlaşmış bir şekilde donakalan oğlunu gören anne ise hemen toparlanmış ve sevgilisine ‘çabuk toparlan, bu oğlanı yakala' demiştir. Y.A. korku ile bekleyen M.T.'nin üzerine atılmış ve çocuğun yalvarmalarına aldırış etmemiş ve kıyasıya vurmaya başlamıştır. Canavar ruhlu annenin oğlu kanlar içinde yatarken kılı bile kıpırdamamış, sevgilisinin M.T'nin başını taşla ezmesini seyretmeye başlamıştır. İddiaya göre, Y.A. çocuğu öldürdükten sonra hiçbir şey olmamış gibi A.T. ile bir daha sevişmiştir. Daha sonra cesedin üzerini samanlarla kapayarak evlerine giren katil sevgililerden Y.A., gece samanlığa gelerek cesedi almış ve köy ağılına atmıştır. Jandarmanın yaptığı soruşturmada olay bütün açıklığı ile ortaya çıkmış, Y.A., ve A.T., cinayeti nasıl işlediklerini en ince ayrıntılarına kadar anlatmışlardır".

Haberi üzerine, bu haberi yayınlayan gazete ve gazeteciler için dava açılmıştır. Bakın, suçlanan anne açmıştır bu davayı. O zaman Ankara 2. Ağır Ceza Mahkemesi'ne bu öldürülme olayının olup olmadığı sorulmuştur. Öldürülme olayıyla ilgili olmak üzere bilgi gelmiştir, gelen bilgiye göre olay, köy yerinde geçmemektedir. Olay, Polatlı'da gerçekleşmiştir. Herhangi bir ağılda veya herhangi bir -bağışlayın- samanlıkta meydana gelmeyen bir olay olmadığı gibi anne bu olayda doğrudan doğruya bu şekilde bulunmamıştır. Tam aksine oğlunu öldüren o kişiden şikayetçi olan annedir. Katil doğrudan o annenin oğlunu öldüren adamdır. Anne sadece olayın nasıl meydana geldiğini o gazeteciye anlatmıştır. O zaman mahkeme karar verdiğinde gazeteci için daha vahim bir gerçeği ortaya koymuştur. Şimdi siz bütün bunları gazetede haber olarak yayınladığınız zaman haberiniz gerçeklere aykırıdır. Ayrıca da siz bu gerçeklere aykırı haberi yazarken hiçbir annenin oğlu öldürülürken durup seyretmeyeceğini, asgari ölçüde bilmesi gerekli olan bir insan olduğunuz halde, "bu haberi, bu vahşetiyle yazmak başlı başına temel insan hak ve özgürlüklerine aykırı bir haberdir" kararını vererek, gazeteci hakkında bir anlamda mahkumiyet kararı ve tazminat davası bakımından da yüklü bir tazminata karar vermiştir.

Bunlar özellikle haberin gerçekliği, düşüncelerin anlatılmasındaki ifade biçimi bakımından dikkat edilmesi gerekli olan konulardır. Peki bunlar dikkat edilmesi gerekli olan konular olmasına rağmen acaba siz gazeteciler olarak bütün bu olayların içerisinde bazen toplumdaki bu tür olayları aktarırken sadece toplumda meydana gelen bu olayları bu kadar fazla dikkatli olarak örneğin, bu kadar içteki geçen olaylar bakımından, olup bitenler için toplumu bilgilendirmekten uzak mı kalacaksınız? Yaşadığımız toplumdaki özellikle devleti yönetenler için, örneğin politikacılar için, örneğin belediyede görev yapanlar için hiç mi acaba sorumlulukları yok? O zaman ne yapacaksınız? Nasıl bir yol izleyeceksiniz veya izlediğiniz yol bakımından acaba olup biten olaylarda o işin göbeğinde olan kişiler gerçekten Türkiye'nin kaderinde önemli rol oynamıyorlar mı? Bakın yargıda öz ve biçim arasındaki denge bakımından verilen önemli kararlar vardır. Önemli kararların başında da eğer Başbakan dahi olsa siz onu eleştirme hakkına sahipsinizdir ve her zaman için de eleştirebilirsiniz.

5 Nisan 1995, gazeteci Emin Çölaşan, 5 Nisan Karları'nın yıldönümünde bir başlık attı, bir yıl sonra. Başlık "Hırsızlk ve Tansu" idi. o kişi -adı bizim için önemli değil- bir ülkenin başbakanıydı artı o kişi o ülkenin başbakanı sıfatıyla görev yaparken ekonomiden, iktisattan anlayan profesördü. Dava ettiği Ankara 15. Asliye Hukuk Mahkemesi dedi ki: "Siz ülkede başbakanlık yapan bir kişi için eğer ÔHırsızlık ve Tansu' başlığını atarsanız bu kişilik haklarına saldırıdır. Bu saldırı nedeniyle de 900 Milyon Lira manevi tazminat ödemeniz gerekir". Karar temyiz edildi, dosya Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'ne gitti. 4. Hukuk Dairesi bu konuyu inceledi, yani yazının tamamına baktı. "Hırsızlık ve Tansu" başlığının kullanılmasının nedenini yazı içerisinden çıkardı. Sorun, kullanılan üsluptu. Yani 4. ilkenin tartışmasıydı. 4. Hukuk Dairesi dedi ki: "Davaya konu yazıdaki üsluba ve kullanılan bazı sözcüklere ifadelere gelince yazı, ülkedeki hırsızlıkların ve yolsuzlukların üzerine gidilmediği, ülke ekonomisinin düzlüğe çıkarılmadığını konu edinen bir eleştiri-yorum yazısıdır. Önemle vurgulamak gerekir ki, bir yazının türü ve ifade tarzı, sanat alanı, akademik alan, gazetecilik alanı gibi değişik alanların nitelik ve özelliğini taşır. Örneğin bir ekonomi profesörü politikaya girmişse, hele ülke yönetimini elinde tutuyorsa, gazeteci için onun ekonomik kariyeri o alandaki başarı ve derecesi önemli değildir. Onun için önemli olan işsizliğin, hayat pahalılığının, milli gelir paylaşımındaki haksızklıkların olup olmadığı, yani sistemin işleyip işlemediği, yöneticilerin bu yoldaki başarı ya da başarısızlığıdır. Gazeteci değerlendirmesini buna göre yapar. Hırsızlıkların, yolsuzlukların bir an önce temizlenmesi artık zaruret noktasına gelmişse, düzeltilmesinde gecikildikçe, siyasal iktidara o iktidarı elinde bulunduranlara karşı eleştirilerin artması, yoğunlaşması ve sertleşmesi de kaçınılmaz bir sonuçtur. Ülkenin ve toplumun içinde bulunduğu koşulların ve yaşanan olayların olumsuzluğu, sistemdeki tıkanma başta politikacılar olmak üzere herkesin üzerinde birleştiği bir tablonun derin çizgileridir. Bu yüzden hem kişinin üstlendiği görevin, hem işin yani konunun, toplumdaki önem ve mahiyetine göre yapılacak eleştiriler çoğalacağı gibi sert de olabilir. İşte davaya konu yazıda açıklanan hususlar açısından bakıldığında öz ve biçimin, öz ve biçim dengesinin kurulduğu anlaşılmaktadır. Bu çerçevede gazeteci bu yazıyı yazmakla kişilik haklarına saldırıda bulunmamıştır, aksine yazılan yazı, yukarıda açıklanan gerekçelerle olayın oluş biçimine uygun olduğundan dolayı gazeteci hakkında verilmiş olan tazminatın kaldırılması gerekir".

Örnek olarak sunduğum bu kararda anlatılmak istenen, eleştirdiğiniz siyasetçinin veya politikacının yaptığı işler bunlarsa yaptığı işlere oranla kullanacağınız dil sert olabilir, eleştiriniz ağır olabilir ama eleştirideki, dildeki sertlik ile o politikacının veya milletvekilinin veya ülkeyi yöneten herhangi birisinin eylemi ile yazınız arasındaki denge kabul edilebilir ve makul bir denge olacaktır.

Yine başka bir örnek, bu aslında yerel basında geçen ve yerel gazetelerden birinde yayınlanan bir haberle ilgili olan bir örnek. Cemalettin Kaplan'ın Almanya'daki evlerinden birisi boşaltılmış. Evlerde Türkiye aleyhine şeriat propagandası yapan ve Türkiye'de şeriat devletinin kurulması için eğitilen kişiler de yurtlarından boşaltılmış. Cemalettin Kaplan'la ilgili haber gazetenin sol tarafında yer alıyor ve uzun bir haber. Aynı gazetenin o haberin yanındaki diğer haberinde ise o ilde geçen bir toplantıdan bahsediliyor. Bir vakıf toplantı düzenlemiş. Düzenlemiş olduğu toplantıda da haremlik salamlık yapmış. Bir tarafta hanımlar başları bağlı oturuyorlar, öbür tarafta da erkekler oturuyorlar. Konuşan kişi bir hoca, sakallı, sarığıyla kürsüde. Şimdi bu hoca konuşmaya başlıyor. Konuşmaya başladığı zaman da sözüne ÔLa ilahe illallah' diye başlıyor. Ve diyor ki, "Allah'a inananlar memleket içerisinde, Kurana inanalar bu ülkede kalabilir, inanmayanlar ve bu ülkenin Kuran-ı Kerim'le yönetilmesini istemeyenlerin tümü sınırdışı edilmelidir".

Gazeteci toplantıyı izledikten sonra Cemalettin Kaplan haberinin yanına bir eleştiri yazısı yazıyor. Eleştiri yazısı yazarken de başlığına "Sakallının Yediği Nane" adını veriyor. Şimdi bu başlığı atınca sakallı hoca, "Benim kişilik haklarıma saldırıda bulunuldu, ben görüşlerimi anlatıyordum" diyerek o kişi hakkında manevi tazminat davası açıyor. Dava sonucunda mahkeme de diyor ki; "Manevi tazminata hak kazanmıştır, ‘Sakalının Yediği Nane' başlığı atarak kendisini eleştirmeniz kişilik haklarına saldırıdır".

Bu olay yine Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'ne gidiyor, Yargıtay, "Acaba yerel mahkemenin verdiği karar doğru mudur, değil midir?" ona bakıyor. Bir gazeteci, birisi böyle bir toplantı düzenler, bu tür laflar ederse, acaba o laflara karşı nasıl bir eleştiri yazısı yazması gerekir? Yargıtay, bir değerlendirme yapıyor. Şimdi yaptığı değerlendirmeye göre de diyor ki, "Bilindiği gibi Türkiye Cumhuriyeti laik bir devlettir. Anayasa, Madde: 2. Türk yurdu Anadolu'da yaşayan ve yurttaşları ‘la ilahe illallah' diyen veya demeyen şeklinde ikiye ayırmak ve ikincilere bu vatanda yaşama hakkı tanınmamasını ileri sürmek, Anayasa düzenine aykırı olduğu gibi, ulusal birliği bozacak niteliktedir. İşte, bu, dayanağı olmayan, Anayasal devlet düzenine aykırı söze karşılık, davacının, ‘sakallının yediği nane' şeklinde kamuya tanıtılmasında aşırılık bulanmamaktadır. Aslında, ‘yediği naneye bak' sözü, uygunsuzluk ve yakışıksızlık anlamındadır. Türk Dil Kurumu tarafından da bu böyle tanımlanmaktadır. ‘Sakallının yediği nane' sözlerinin, biraz sert de olsa, davacının açıklanan sözlerine uygun düştüğü kabul edilmelidir. Diğer taraftan, davacıyla ilgili haberin, "Karases" olarak tanınan ve Almanya'da yaşayan Cemalettin Kaplan'a ait haberlerle aynı başlık altında ve yanyana verilmesinde, araç bakımından amacı aşma söz konusu değildir. Çünkü davacının, ‘la ilahe illalah' demeyenleri ve inanmayanları sınırlarımız dışında görmek istemesi, ister istemez, kendisinin şeriat düzeni isteyenlerle aynı doğrultuda olduğunu göstermek için güçlü bir kanıt oluşturur. Basının, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin çağdaş niteliklerinin en önemlilerinden olan laiklik konusunda kamuoyunu aydınlatması ve bilinçlendirmesi görevidir. Olayımızda, haber, gerçek olaylara dayandığı gibi, amaçla yayının veriliş şekli ve sözcüklerde bir aşırılık söz konusu değildir. Başka bir deyişle, yayında, konunun duyarlılığına denk düşen, uygun araçlar kullanılmıştır" diyerek bu çerçevede, özellikle gazetecilerin eleştiri haklarını kullanırken, diğer kişinin söylediği sözlerin önemini bilerek, o sözlere sert eleştirilerde bulundukları zaman, bütünlük içinde yapılan değerlendirme bakımından, bunun kişilik haklarına saldırı teşkil etmeyeceğine de karar vermiştir.

Sözün özü ve sonuç olarak haberde gerçeklik: Güncel olaylarda, kamuoyunun toplumsal ilgisi çerçevesinde özle-biçim arasında kurulan dengeyle haberlerinizi, eleştirilerinizi yazarsanız, o zaman kişilik haklarının ihlali kavramıyla karşılaşmak mümkün değildir. Ama, aksine kendi sahip olduğunuz temel hak ve özgürlükleri kullanırken, karşılaştığınız zorluklar bakımından kullanmak, özgürlüğü yaşama geçirmek ve bunlarda karşılaşılan sorunlar için size yapılmamasını istediğiniz konularda haberleriniz böyle olursa o zaman karşınıza hukuken yapmamanız gerekli olan yaptırımlar çıkabilir. Bu yaptırımların sonucunda da, örneğin, hakkınızda mahkemeler, herhangi bir şekilde tazminat ödenmesine karar verdiği zaman veya herhangi bir ceza davasına mahkum olduğunuz zaman, "basın özgürlüğü elden gidiyor" diye bağırmanız için herhangi bir neden yoktur. Daha öz bir şey söylemek gerekirse basın özgürlüğü, hiçbir gazeteci için imtiyaz değildir.

Basın özgürlüğü kavramı terkedildiği için, artı iletişim hakkı ve özgürlüğü bütün insanlara verildiğinden, herkesin bilgiye ulaşma hakkı bulunduğu için, bu hakkı elde etmesinin de haklar ve özgürlükler içerisindeki temel insan hakkı olarak kabul edildiğinden dolayı, başka bir ağır görevle karşı karşıyasınız. Yani insanların, iletişim hakkı bakımından, bilgi edinme özgürlüğünü ve hakkını kullanması için siz, toplumla ilgili olan olayları, değerleri veya gördüğünüz suistimalleri kamuoyuna aktarmakla görevlisiniz. Bu aktarma gerçekleştiği sırada da, kişilik haklarına özen göstermek zorundasınız. Yani, temel insan hak ve özgürlükleri bakımından siz, ne kadar buna özen gösterirseniz, biliniz ki, kendi temel hak ve özgürlüğünüze saygı göstermişsiniz demektir.

Anayasa'nın 20. Maddesi'ne, "özel yaşamın gizliliği, aile yaşamına saldırının yapılmaması gereklidir" şeklinde bir madde konabilir. Bizim Anayasamızın 20. Maddesi'nde de böyle bir madde vardır. Yani, "özel yaşama ve aile yaşamına saygı gösterilecek" diye bir madde vardır.

Kanunlarda, eleştirdiğiniz veya yaptığınız haberler hukuka aykırı olursa sizi cezalandıracak maddeler de vardır. Ama bunlar, hukuk adına vardır. Belli bir toplum düzeninin devamı için vardır. Asıl olan, dün ve bugün anlatılan etik kurallara uymanız sözkonusu olursa, etik kurallarınızı yaşama geçirirseniz, zaten yargıya da çok fazla ihtiyaç kalmaz. Ama, yargı devreye girdiği zaman biliniz ki, kişilik hakları kavramı ile, iletişim hak ve özgürlüğü kavramını tartmaktadır. Kamu düzeni gereği bakımından, eğer, yaptığınız görev, yayınladığınız haber, eleştirdiğiniz yazıdaki anlattıklarınız kamu yararına ise, o zaman, örneğin, verdiğim iki örnekte olduğu gibi, kişinin kişilik haklarını, yargı bir kenarda ayrı tutar. "Kamu hakları ve kamu düzeni, kamu yararı daha ağırdır" der. Bu nedenle yapılan eleştiri, "o kişilerin o olaylardaki eylemlerine baktığın zaman haklıdır" diye karar verebilir. Kişilik hakları zedelenmiş olsa bile, kamu yararı daha üstün tutulacağından hakkınızda, sizin önünüzü açıcı kararlar verir.

Vaktim dolduğu için, burada konuşmamı kesiyorum. Dileğim odur ki, sizler, yargının da önünü açabilecek nitelikte, kamu yararını ilgilendiren haberlerinizle, eleştiri yazılarınızla, bu toplumu
daha ileri düzeye götürürseniz, demokratik toplum düzeni ölçütlerinde, gerçekten ne mahkemelere ihtiyaç kalır, ne de hani sizi sınırlayan, artı özgürlüğünüzü engelleyen yasalar var ya, onların da kullanılmasına.
KATEGORİNİN TÜM HABERLERİ İÇİN TIKLAYINIZ »
“Kişilik hakları ve medya”
Röportajın şaşmaz formülleri
Haber fotoğrafının öyküsü
Gazeteciler ve emeklilik
Devamı » 
Devamı » 
Devamı » 
Devamı » 
Devamı » 
Devamı » 
Devamı » 
Devamı » 
Devamı » 
Devamı » 
Devamı » 
Devamı » 
  “Kişilik hakları ve medya”
  Röportajın şaşmaz formülleri
  Haber fotoğrafının öyküsü
Daha fazla » 
  “375 gün gazetecilik yapmayacaksın”
  Mahkemeden basın özgürlüğü dersi
  Yargıtayın örnek kararı
Daha fazla » 
TGD Binası
Daha fazla » 
Edirne Eski Valisi Merhum Fahri Tücel TGD'de
Daha fazla »